Noel’in adının bile anılması garip gelen ülkemizde, çocukluğumuzdan beri sadece 31.12 tarihinde özenle kurulan sofralar ve saat tam 24:00’de birbirimize sarılarak, milli piyango büyük ikramiyesi hayalleri kurarak geçirirdik. Çocukluk işte, hep bu özenli gün için heyecan duyar ve sabah uyandığımızda kapımıza Noel babanın bırakacağını düşündüğümüz hediyelerin hayalini kurardık.

Eh baktık Noel babanın geleceği yok biz aramaya çıkalım dedik. :) Bir tarafımızda ölümler, zulümler savaşlar varken bunalan benliklerimize, çaresizliklerimize biraz mola verip rotayı Nürnberg’e çevirdik. Çokça da yaşayamadığımız çocukluğumuza bir nebze olsun geri dönebilmek umudu ile kapattık telefon ve sosyal medya iletişimlerini, daldık bu Ortaçağ kentine…

IMG_2184

Söz konusu Almanya olunca hiç de şaşırmayacağımız şekilde ilk gurbetçimiz ile tanıştık ayağımızın tozu ile. :) Havaalanından bindiğimiz taksinin şoförü “Ama beni nasıl tanıdınız? Türk olduğum nasıl belli, gurur duyuyorum bununla,” diyerek ülkeye dair özlem ve hasretlerini anlattı durdu. Ancak tatillerinde Amerika ve Güney Amerika’yı nasıl keyif ile gezdiğini anlatması tam bir çelişki idi.

Yeni ve eski şehir diye ayrılan kentin Noel Pazarı ve şenlikleri, II. Dünya Savaşı’nda tamamen yok olduktan sonra aslına uygun olarak restore edilen tarihi bölümünde idi. İlk izlenimimiz üç günün bu küçük ve ıssız şehir için fazla olduğu yönünde idi. Bir heyecanla çıktığımız sokaklardaki sessizlik, akşam yerini bolca insan kalabalığına, renklere, alışveriş için açılan standların canlılığına bıraktı. Evet işte noel heyecanını yaşıyor insanlar dediğimiz renkli görüntüler başlamıştı. Sokaklardaki yiyecek standlarından nasiplenerek bıraktık kendimizi insan kalabalığının içine. Soğuk havada elimizde sıcak şaraplarımız ile ilk günün yorgunluğunun bile farkına varamadan dolaştık. Saat 23:00’ten sonra sanki sihirli bir el dokunuyor ve insanlar yok oluyordu. Oldukça sakin ve düzenli yaşayan bir şehir ve insanlar.

Gün içinde boş sokaklarda fotoğraf çekip acaba sosis dışında ne yiyebiliriz arayışlarımız ile hem zihnimizi dinlendirip hem de midelerimizi şenlendirdik. Bu arayışlarımızda sokak satıcılarının iştah açan nutella ve muzlu krep iki gün içinde vazgeçilmezimiz oldu. :)

Şık ama full dolu restaurantları, güzel cafeler ve pastaneleri bolca olan bu şehirde insanların telaşsız yaşamı, Pazar günleri kapalı olan mekanların çokluğu bizim gibi hızla akıp giden bir şehirde yaşamaya alışkın olan insanlar için biraz tuhaf geldi. Herkes alışık olduğu ritmik saate göre sessiz ve huzur ile yaşıyor ve sanki tek telaşları alacakları hediyeler, Noel ziyafetlerinde yapılacak yemekler ve evlerinin süslenme telaşı idi.

Parke taşlı sokaklarda adım adım dolaşırken gözüm açıkçası kocaman göbeği ve sırtında heybesi ile dolaşan Noel Baba’yı aradı, durdu. Ancak Noel Baba sadece stantlardaki hediyelik objelerde yerini almıştı.

Yalnız çocuk parkını ilk keşfettiğimizde içimizdeki coşkuyu tarif etmek mümkün değil. Büyük bir sabır ve sessizlik ile dönme dolap ve atlı karıncaya binmeyi bekleyen çocuklardaki olgunluk bile dikkat çekici idi. :) Özellikle çocuklar ve sokak hayvanlarına gösterilen özeni görünce, “Evet, bir Avrupa şehrindeyim,” diyorsun hayıflanarak. Her türlü canlıya verilen önem dikkat çekici. Başkalaşmak ve sevgi ile hoşgörüye dair pek çok detay göze çarpar hale geliyor. Kıyaslamadan yapamaz hale geliyoruz.

Değişik Alman biralarının çokça tadına baktığımız, o muhteşem tattaki pastalar ve çikolatalar ile kaç kilo alıp döndüğümü söylemeyeceğim tabii ki. :) Son birkaç yıldır uzak diyarlara gidip değişik kültürleri tanımaya çalışan ben açısından unutulmaz bir gezi değildi açıkçası. Tarih itibarı ile gündeme en yakın ve en tazesi ile başlamak istedim gezi sayfama. Çok parlak ve etkileyici cümleler kurduramadı Nürnberg bana ama daha sonrakilerde farklı duyguları yaşatacağımı biliyorum…

Umarım yanılmam. :)