Yağmur yağıyor, yağsın. Yüzyıllardır yağıyor, ne farkeder? Fakat bundan sadece 100 yıl sonra bile Arap, ne sen, ne ben, ne savcı, ne komiser. Yani şairin dediği gibi “Gene yıllar geçecek ve geride benden bir iz kalmayacak. Yorgun ruhumu karanlık ve soğuk kuşatacak.“

2010 yapımı ve üstelik 2011 yılında Cannes Film Festivali’nde büyük ödülü almış olmasına rağmen çok yeni izledim filmi. Bende biraz böyle gelişiyor, alıyorum kitap ve DVD’leri; o olağanüstü popülarite bitip, gündemden uzaklaşmaya başlayınca, ilgimi çekiyor ve izliyorum. Evet, film izlemek bende bir düş gibi gelişiyor. Ortamını hazırlayıp, filmin içine girmeye hazır oluyorum.

Nuri Bilge Ceylan’ın izlediğim ikinci filmi, “Bir Zamanlar Anadolu’da”.

Geçen kış izlediğim, “Kış Uykusu” filminin o muhteşem izleri, hâlâ zihnimde iken oturdum salonuma, gömüldüm sessizliğe ve filme.

Filmin hem senaristlerinden olan, hem de muhtar rolünde yer alan Ercan Kesal’in doktorluk yaptığı dönemde yaşadığı ve Kırıkkale’nin bir kasabasında işlenen cinayetin soruşturma süreci anlatılıyor. 

Fonda Anadolu’nun bozkır toprakları, diyaloglarda sadelik, yormadan düşündürüyor izleyiciyi. 

Erkek dünyasındaki ağır vicdan ve duygusallığı göz yaşartmadan anlatan Nuri Bilge Ceylan, iç dünyalarının yansımasını, hüzün ve aradaki hoş espiriler ile vurguluyor.

Yılmaz Erdoğan, Taner Birsel, Fırat Tanış ve Muhammet Uzuner’in oynadığı film, 157 dakikalık süresi ile sıkıcı gelebilir. Ancak sabırla izlemenizi tavsiye ederim. Bence çok beğeneceksiniz. :)