Bu his, hangi yaşta, ne zaman içime doğdu, hatırlamıyorum bile. Ölmeden önce oraya gitmeli ve havasını solumalıydım. Dilini bilmediğim insanları konuşarak olmasa bile gözlemleyerek anlamalıydım.

Uçak korkum, onca yolu saatlerce havada geçirme fikri, bütçenin oluşması ve yol arkadaşları… Hepsi koskoca bir muamma ve zorun ötesinde idi benim için.

Hiç gerçekleştiremeyeceğin bir hayalin peşine düşmek nasıl bir şey siz düşünün artık. Bu hayal ile turizm şirketlerinin gezi planlarını okur, sanki orada geziniyormuş gibi olurdum. Elimde mojito, salsa müzikleri ile gözlerimi kapar ve dans ederdim. :)

Kimileriniz, “Aman, ne var bunda canım, amma da büyütmüşsün,” diyebilirsiniz. :) İşte bu kadar çok kafamda büyüttüğüm bir gezi idi benim için.

2014 yılının Ocak ayında, sessiz sakin bir iş günü, mailime düşen bir gezi programı, bu kadar zor gördüğüm şeyleri bir anda sildi attı. :)

Bir solukta fiyat dahil gezi ayrıntısını okuyup, hemen turizm şirketini aradım. “Bana hemen mail order’ı gönderin, yoksa her an vazgeçebilirim,” dedim. 5 dk sonra imzaladığım sözleşme ile evet cidden uçuyordum mutluluktan. Bu Küba’ya gitmenin ötesinde, korkularımla verdiğim mücadeleye karşı kazandığım koskoca bir galibiyet idi. :)

Grup arkadaşları kimlerdir, nasıl insanlardır, on bir günlük gezi boyunca genel uyum nasıl olacaktı? Bunlar, hayallerden sıyrıldığım anlarda yüzleştiğim gerçeklerdi. Çünkü nerede olduğun değil, kimlerle olduğun düsturunu ilke edinmiş ben için yadsınamayacak bir detaydı. Bavulumda neler olmalıydı? Özellikle yurt dışı gezilerinde hep aç kalan ben yanıma bir şeyler almalı mıydım acaba? Sorular, sorular… :) “Bu kadar çok gitmek istediğin yerin her şartına katlanmalısın,” deyip, sadece sıcak ve nemli hava şartlarına uygun giyinmek konusunda dikkatli davranarak, hazırladım bavulumu.

29 Nisan tarihinde hayalime yolculuğa bir başıma hazırdım. 

İstanbul Atatürk Havalimanı’nda, güvenlik noktalarından geçip uçağa biniş kapısına geldiğimde, kalabalık gruplar halinde pek çok kafilenin, özellikle Mayıs kutlamaları için Küba’ya gittiğini gördüm. Ben, hâlâ yol arkadaşlarımı ve tur rehberini arıyordum şaşkın şakın.

Air France ile 3,5 saatlik yolculuk ile önce Paris’e gideceğimiz uçağa binip koltuğuma oturduğumda, oda arkadaşım ile tanıştım. Sanırım bu gezi olmasaydı, bu kadar ilginç, bu kadar çok seveceğim bir insan ile tanışmam pek mümün olmayacaktı. Cem Yılmaz’ın kadın versiyonu, çılgın bir jinekolog… Bu tanışma, gezinin çok ama çok keyifli olacağına dair bir işaretti. İçtiğim sakinleştirici haplar ve ettiğim dualar ile 3,5 saat çabucak geçti. :) Paris’te aktarma sırasındaki 3 saate yakın bekleyişte de bir başka gezgin arkadaşımızı aramıza almıştık bile. “Tamam, artık sıkıntı yok, biz beraberiz,” sözleri, beni inanılmaz rahatlatmıştı. 

Yaklaşık 10 saatlik uçuştan sonra artık Havana’da idik. Mutluluğumun tarifi yok, anlatamam…

 IMG_6642

Uçaktan inince yüzüme çarpan sıcak hava ve nem, “Hoşgeldiniz,” diyordu. Havaalanı, tam bir curcuna. :) Pasaport kontrolünden geçerken, “Aman, sakın pasaportunuza mühür vurdurmayın!” uyarısını unutmadan, giriş yaptık klimaları çalışmayan salona. :) Özellikle kadınların çok renkli ve seksi giyimleri, o inanılmaz vücutları, hemen odak noktamız oldu ve  galiba 1-1,5 saat valizleri almayı bekledik.

Olsun. İçerisi çok sıcaktı ve çok yorgundum; ama olmak istediğim yerdeydim. :)

Valizime kavuşunca, yerel rehber eşliğinde tur otobüsüne bindik. Tur otobüsü, eskiden Anadolu’da şehirler arasında çalışan otobüslere çok benziyordu; ama kliması vardı. Gece karanlıkta şehir merkezindeki otelimize doğru yol alırken aydınlatması çok az olan sokakları görünce, “Evet, işte yokluğun ama renkli yaşamın olduğu Küba’ya geldim,” dedim. Ama o da ne? Konakladığımız otel ve diğer pek çokları inanılmaz lükstü. Açıkçası bu durum beni şaşırtmıştı. Özellikle restoranlardaki dünya mutfağı yemekleri ve Coca Cola’yı görünce bir anlık hayal kırıklığı yaşamadım değil.

Yemekten sonra otelin barında, Küba’ya özgü kokteylerin tadına bakıp, latin müziği ile ritm tutarken, gezi boyunca oluşacak güzel dostluklara adım atmıştık bile. Üç kişilik grubumuza iki renkli ve harika insanı daha kattık. Artık bu beş kadın, Küba sokaklarını fethetmeye hazır bir çete kurmuş gibi idik. :)

 IMG_6754

Sabah olmasını sabırsızlıkla bekleyerek, yorgunluktan ve mutluluktan sızmıştım artık. Uyandığımda karnımın açlığı filan çok umrumda değildi. Bir an önce yaşamın içine dalmalıydım. Ve yine o inanılmaz sıcak hava, buram buram terletse de sokaklarda kaybolmak, etrafı gözlemlemekten, rehberin anlattığı pek çok detayı kaçırdım. Açıkçası umrumda değildi, okurdum öğrenirdim bir yerlerden. Ben, yılların hasreti ile hissetmeye gelmiştim, doya doya gözlemleyip çocuklar gibi şen olmaya; çünkü burası, insanların davranış biçimleri ile yargılanıp, yadırganmayacağı yer idi. Çünkü burası, mutlu çocuklar ülkesi idi…

Tur rehberimiz Deniz Bey, “Devrim yaşlılara vaat ettiklerini veremedi; ama çocukları hayal ettiği yere getirdi,“ derken, bunu daha sonra anlayacaktık. Evli olsun ya da olmasın, bir kadın hamile kaldığı andan itibaren tüm tıbbı tahlil ve takipleri hastanelerde yapılıyor ve üstelik hepsi tahmin edeceğiniz üzere ücretsiz. İnsan yaşamının kutsiyeti ile doğacak her canlı çok önemli. Tıbbın dünyanın en ileri seviyesinde olduğu ülkede, amaç kapitalist devletlerde olduğu gibi önce sağlam insanı hasta edip daha sonra tedavi etmek üzere kurulu değil, burada amaç daha anne karnındayken olabilecek tüm olumsuzlukları en aza indirgeyip, sağlıklı çocukların doğmasını sağlamak. Doğan her çocuk, devletin kontrolü altında. 15 yaşına kadar, her çocuğa günlük 1 lt soya sütü, ücretsiz olarak dağıtılan ülkede, devrimden sonra tüm o büyük ihtişamlı kışlalar, okula dönüştürülmüş.

 IMG_6686

Tüm yokluk ve yoksunluğa rağmen sokaklarda renkli okul önlükleri ile gülümseyen çocukları görebilmek, okul dışındaki zamanlarını verimli şekilde geçirebilmeleri için ücretsiz eğitim veren dans, müzik, spor ve sanat kursları ile dolup taşan virane salonlar… Renkli taksileri, kocaman şemsiyeleri ile esmer tenlerini güneşten korunmaya çalışan kadınlar, her sokakta karşımıza çıkan müzik yapan gruplar, kitaplar, kitapçılar… Dükkanlarının kapısını açık bırakıp giden insanlar, birbirine saygı duymayı ve güvenmeyi öğrenmiş fakir ülkenin fakir insanları… Neresinden tutarsan tut, her bir tarafı dolu dolu anlatıyor yaşamı.

 DSC_0048

İnsanlar hala karne ile alışveriş yapıyorlar. Bir ailenin ortalama aylık yiyecek ihtiyacını hesaplayıp karne ile veren devlet, sadece 20 dolar civarında aylık maaş veriyor. Dışarıdan bakıp, “Yokluğun yaşandığı o minicik evlerde insanlar nasıl yaşıyorlar?” diye hayıflanır bulurken kendinizi, onların o gülümseyen ve mutlu yüzleri ile karşılaşıyorsunuz.

         1 Mayıs törenlerine Havana’da katıldıktan sonra adım adım ilerleyecektik Küba’nın diğer şehirlerine…

DSC_0173

1 Mayıs sabahı, saat 04:00’te uyanıp, Devrim Meydanı’nda yapılacak yürüyüşe katılmak için yola çıktık. Yürüyüşün yapılacağı alana geldiğimizde karşılaştığımız izdiham, insanlardaki coşku, görülmeye değerdi. İnsanların, coşku ile bayram havasının oluşturulduğu sokaklarda bir arada olmaktan aldıkları hazzı anlatmanın imkanı yok. Parklarda uyuyan çocuklar, gençler, kontrolü sağlayan askerler, ellerinde geldikleri ülkenin bayraklarını sol yumrukları havada taşıyan insanlar, dans edenler, slogan atanlar… Söylenen marşlar, alana giriş ve konuşmalar… Kalabalıkta ekipten ayrılmama telaşı, pek çok detayı kaçırmama neden olsa da orada olmak ve binlerce insan içinde korkmadan yürüyebilmek, tarifi imkansızdı. Saat 13:00 olmadan tören bitiriliyor; zira sıcak havanın insanları etkilenmesini engellemeyi planlamışlar.

DSC_0482

         Sonrasında pek çok müze, tarih kokan sokaklar, binalar, insanlar… Birbirinden lezzetli meyveler, yediğim en güzel tavuklar, kızartılmış muz, AVM’siz sokaklar, meydanlar… :) Fotoğraf çektirip, karşılığında para kazanan renkli yerel kıyafetleri ile kadınlar, sokaklarda sabun, kalem ve diğer ihtiyaç malzemelerini isteyen insanlar… Barlardan dışarıya taşan müzik sesleri, Comandante Che Guevara devrim şarkısı… Santa Clara’da Che’nin anıt mezarını ziyaretimizde, onun ve diğer devrim komutanlarının özel eşyaları, fotoğrafları, gözlerimizi alamadığımız yakışıklı portleri içimi hüzünle dolduruyor. Mücadele etmenin, inandığı uğurda savaş vermeninbu yolda ölmenin kahramanlığı ile veda ediyoruz Che Guevara ve Santa Clara’ya.

Anlatılacak daha o kadar çok detay var ki yazdıkça aklıma gelenler, “Tekrar gidebilir miyim acaba?” diye iç geçirişler… Zulme uğrayan insanlık, şeker kamışı tarlaları… Yıllarca köle olarak yaşamak zorunda kalan insanlar, adı hâlâ komünizm de olsa yasaklar ve yoksulluklarla baskı altındalar.

Son dönemde Amerika ile yakınlaşma ve yeni siyasi stratejiler, farklı bir seviyeye getirecek insanları; ama derim ki aslını yitirmeden, daha fazla geç olmadan mutlaka gidin ve yaşayın.

 IMG_7188

Turumuzun son günü, Rehberimiz Deniz Yalav, Che Guevara’nın Küba’dan ayrılmadan önce Fidel Castro’ya yazdığı aşağıdaki veda mektubunu okuduğunda sevinç, hüzün, ayrılık, veda, tüm duygular birbirine karışmıştı. 

Fidel, 

Dünyanın başka ülkeleri benim mütevazı çabalarımın yardımını istiyor. Ben senin Küba’ya olan sorumluluğunun sanaimkân vermediği şeyi yapabilirim. Ayrılmamızın zamanı geldi. 

Bunu acı ve sevincin karışımıyla yaptığım bilinsin; burada benim kurucu umutlarımın en safını ve sevdiklerim arasında en sevgili olanı bırakıyorum ve beni evladı gibi kabul eden bir halkı bırakıyorum. Bu, benim ruhumdan bir parça koparmaktır. Yeni savaş alanlarında bana vermiş olduğun inancı, halkımın devrimci ruhunu, görevlerin en kutsalı olan nerde olursa olsun emperyalizme karşı mücadele etme görevini yerine getirme duygusunu taşıyacağım. 

Başka gökler altında son saatim geldiğinde benim son düşüncem bu halk ve özellikle sen olacaksın. Öğrettiklerin için ve eylemlerimin en son sonuçlarına dek sadık olmaya çalışacağım, örneğin için sana teşekkür ettiğimi, Devrimimizin dış politikası ile her zaman özdeşleştiğimi ve buna devam edeceğimi, sonumun geldiği herhangi bir yerde Kübalı devrimci olmanın sorumluluğunu duyacağımı ve öyle davranacağımı, çocuklarıma ve karıma maddi hiçbir şey bırakmadığımı ve bundan üzüntü duymadığımı, aksine sevindiğimi, onlar için hiçbir şey istemediğimi çünkü devletin onlara yaşama ve eğitim görmeleri için gereken her şeyi vereceğini biliyorum. 

Her zaman zafere kadar! 

Ernesto

Viva Cüba (Yaşasın Özgür Küba)