Eve gelirken on paket sigara, bir deste kibrit aldı.
Odasının ışığını yaktı, elindekileri karyolanın altına bavula koydu.
Çevresine bakındı, yoktu.
Oturma odasını aradı, orada da yoktu.
Bunca lüzumsuz eşya vardı da neden en gereken, bir sigara küllüğü yoktu.
Kadınlar da böyleydi. Dünyada gereğinden çok kadın vardı ama yalnız bir teki yoktu.

Aylak Adam kısaca C diyordu kendisine. Bulamayacağını bile bile bıkmadan yorulmadan hayalindeki kadının arayışını anlatıyor dört mevsime böldüğü hikayesinde…

Kimi zaman sokakta gördüğü, belki de tramvayda yanında duran ya da ayaküstü arkadaşları ile sohbet eden o kadındı, kim bilir belki de sinema gişesi kuyruğundaki de olabilir veyahut gezdiği sanat galerisindeki ressam :) İnce ince gözlem, ayrıntılardaki arayış, iç sesin yönlendirişi… Bazen de sokakta rastladığı onu büyüten teyzesine benzettiği yaşlı bir kadının kucağında kafasını okşatırken aradı ama ısrarla aradı.

Adı üzerinde, Aylak gibi yaşayan C, babasından kalan emlakların kira geliri ile bohem hayat yaşarken, gündelik yaşama dair sıradanlıkları, içindeki öfke ve kırgınlıkları anlatışı tam okunası türden.
Bu kitap, onca zaman elimde, başucumda, yatağımın içinde, çoğunlukla yolculuklarımda hep yanımdaydı. Belki de bitmesin diye ağır ağır okudum :) (Kabul ediyorum, üç ay gibi bir süre çok fazla olabilir ama bir nedeni vardır bu durumun.)

Hani bazı kitapları elinizden bırakamaz, bir çırpıda okur bitirirsiniz ya işte bende de ilk kez tam tersi oldu. Kimbilir belki özdeşleştim arayışı konusunda C ile :) Hayatımıza farklılık katacak gerçek sevgiyi arama konusunda… :)

Kim bilir belki de uzun süre bitiremeyişim bu yüzdendir.

İyi ki okumuşum, mutlaka okuyun derim.